e-Randevu
facebook twiter youtube Google Plus

UYKU NEDİR?

 

Günlük hayatta doğal olarak yerini alan uyku, insan ömrünün yaklaşık 1/3 ünü oluşturur. Sağlık açısından yemek, içmek kadar önemlidir. Tam anlamıyla şuursuzluk değildir, kişinin kolaylıkla uyandırılabildiği, değiştirilmiş bilinç halidir. Bu süreçte vücudun dinlenmesi ve gün boyu yorulan ve yıpranan sinir sisteminin onarılması, biriken toksik maddelerin  atılması, gün içinde edinilen bilgilerin  ayıklanıp depolanması sağlanır.

Uyku, " dış uyaranlara açık ve insanın yaşamı ile ilgili işlevsel bir süreç" olarak tanımlanabilir.

Uyku anında kalp atımları azalır. Tansiyon düşer. Solunum sayısı azalır. Vücut sıcaklığı düşer. İç organların çalışması azalır. Bedensel ve ruhsal yorgunluklar giderilir, yeniden enerjik hale gelinir. Tüm canlılar günlük işlevlerini gerçekleştirebilmek için uykuya ihtiyaç duyarlar.

Vücudun büyümesi, gelişmesi ve aktivitelerinin düzenlenmesinde önemli olan hormonların çoğu özellikle gece uyku sırasında salgılanır.  Bu nedenle uykunun belirtilen düzende ve yeterli sürede olması, derin uyku ve yüzeysel uyku dönemlerinin gece boyunca tekrarlaması büyüme, gelişme ve sağlıklı olma açısından önemlidir.
Her ne kadar bilim ve teknoloji uykuyu açıklamak yolunda hızla ilerlemiş olsa da halen açıklanamamış sorular, sırlar vardır

 

Yeterli Uykunun Süresi Ne kadardır?

Yeterli uyku süresi kişiden kişiye ve genetik yapıya göre değişir. Erişkin insanlarda günlük uyku süresi 5–11 saat arasında değişmektedir; 7–8 saatlik süre ortalama değerlerdir. Bazı insanlar 9–10 saatten az uyurlarsa ertesi gün büyük sıkıntı çekerler. Buna karşılık bazıları günde 5–6 saatlik uykuyla mükemmel şekilde idare edebilirler. Uykunun süresi kadar, hatta ondan daha da fazla, uykunun kalitesi önemlidir. Uyku hastalıkları, uyku ortamındaki olumsuz şartlar, kullanılan bazı ilaçlar uyku dönemlerinin oranlarını bozarak ve uykuyu bölerek, kaliteyi olumsuz yönde etkileyebilir. Böyle durumlarda kişi istediği kadar uyusun, kendini dinlenmemiş hisseder her fırsatta uyuklar, işlerine yoğunlaşamaz ve günlük işlevlerini yerine getirmekte zorlanır.

 

Uyku süresi herkeste aynı mıdır?

Tek yumurta ikizlerinin uyku sürelerinin tamamen eşit olması genetik geçişin varlığını gösteren en iyi kanıttır.   Doğuştan itibaren belirlenmiş olan bu süreyi belli sınırlar dışında değiştirmek mümkün olmamaktadır. Uyku süresi kısaltıldığında uyku yoksunluğu sonucu görülen istenmeyen belirtilerle karşılaşılabilir. Buna karşın bazı kişiler zaman içinde kendini adapte edip, alışageldiği uyku süresini bir miktar azaltarak da işlevlerini yerine getirebilmektedir.

Sonuç olarak; Kişinin sabah kalktığında kendini dinlenmiş ve dinç hissettiği, gün boyunca da konsantrasyon eksikliği ve yorgunluk hissetmeden, işlevlerini aksatmaksızın yerine getirebildiği uyku süresi, onun için yeterlidir.

 

Uyku süresi herkeste aynımıdır?

Doğuştan itibaren belirlenmiş olan bu süreyi belli sınırlar dışında değiştirmek mümkün olmamaktadır. Uyku süresi kısaltıldığında uyku yoksunluğu sonucu görülen istenmeyen belirtilerle karşılaşılabilir. Buna karşın bazı kişiler zaman içinde kendini adapte edip, alışageldiği uyku süresini bir miktar azaltarak da işlevlerini yerine getirebilmektedir.

Sonuç olarak; Kişinin sabah kalktığında kendini dinlenmiş ve dinç hissettiği, gün boyunca da konsantrasyon eksikliği ve yorgunluk hissetmeden, işlevlerini aksatmaksızın yerine getirebildiği uyku süresi, onun için yeterlidir.

 

Uyku biyoritmi – Uyku biyolojik saati

Uyku  farklılıkları ve uyku biyoritmi,  büyük ölçüde doğuştan gelmekle beraber;  çevre şartları, sosyal yaşamın gereklilikleri ve zamanla  değişiklik gösterebilir.

Uyku alışkanlıkları, uykuda geçirilen süre ve biyolojik saat bakımından insanlar arasındaki farklar vardır. Uyuma-uyanma saatleri dikkate alındığında insanlar kabaca ikiye ayrılabilir:

Birinci grup; geç yatar, buna karşılık sabah geç kalkmayı severler. Bu tip insanlar sabah saatlerinde verimsizdir, kendilerine gelmek için bol çay-kahve tüketir, öğleden sonraları açılırlar. Akşamın ilerleyen saatlerinde uyanıklıkları ve konsantrasyonları artar; hem işleri hem sosyal yaşamları açısından akşam ve gece saatleri daha verimli geçer.

İkinci grup; akşam erken yatmayı ve sabah erkenden kalkmayı severler; gündüz saatleri en verimli dönemleridir, akşam yaklaştıkça verimleri düşer..

 

Uyku Pasif ve Tekdüze Bir Süreç midir?

Uyku yorgunluk sonucu başlayan pasif bir süreç değil, beyindeki özel merkezlerin bir sıra ve düzen içinde etkin hale gelmesi sayesinde başlayıp sürdürülen aktif bir süreçtir. Vücudun biyolojik saatinin (ritminin) düzenleyici rol oynadığı, birçok uyku getirici biyokimyasal maddenin ve hormonun salındığı bir dönemdir.

Organizmadaki bazı vücut işlevlerinin ve uykunun 24 saat içindeki düzeni ve ritmi, insanın biyolojik saati tarafından düzenlenir. Uyku getirici veya tersine uyanıklığı arttıran maddelerin veya hormonların hangi saatlerde salgılanacağı buna bağlıdır.

Biyolojik saate yol gösteren etmenlerin başında ışık gelir. Gözlerin retina tabakası tarafından algılanan ışık uyarısı, beyindeki ilgili merkeze ulaşır ve burada ışığın miktarına yani gündüz-geceye bağlı olarak, gerekli hormonları salgılayan merkezlere uyarıcı veya engelleyici mesajlar yollanır. Uykuyu getiren hormonlardan biri olan melatonin akşam saatlerinden sonra daha fazla salgılanır ve gece uyumayı kolaylaştırır.

Uykunun biyolojik ritmimizi düzenleyen etmenlerinden biri de vücut ısısıdır. Vücut ısısının düşük olduğu dönemlerde, uykuya daha yatkın olunur. Vücut ısısı gün içinde iki kez düşer. Bu düşüşlerden en belirgin olanı sabaha karşı, diğeri ise öğleden sonraki saatlerdir.  Öğleden sonra bastıran ve genellikle öğle yemeğine bağlanan mahmurluk hali, aslında vücut ısısındaki azalmaya bağlıdır ve yine bu sayede “öğle uykusu” uyumak mümkün olmaktadır.

 

Uykunun Dönemleri nelerdir?

Uykunun, belirli bir düzen içinde tekrarlanan bölümleri vardır.

REM ( Rapid Eye Movements) ; Hızlı göz hareketlerinin olduğu  dönemdir. Beyin hiperaktivite gösterir. Göz kaslarında aralıklı bir biçimde hızlı kasılmalar oluşur. Başta boyun kasları olmak üzere çizgili kasların tonusu ileri derecede azalır, nabız hızlanır, solunum hızı ve kan basıncı değişkenlik gösterir. Rüyalar bu dönemde görülür, ya da bu dönemde görülen rüyalar uyanınca hatırlanır

NREM (Non- Rapid Eye Movements); Göz hareketlerinin yavaş olduğu ya da kaybolduğu  dönemdir. Kalp ve nefes alma oranı düşer ve beyin aktiviteleri yavaşlar.

 NREM dönemi kendi içinde 4 evreye ayrılır. Evre 1 ve 2 yüzeyel uyku dönemini, evre 3 ve 4 ise derin uyku dönemini oluşturur.

Uyku NREM döneminin yüzeyel uyku evresi ile başlar. Sonra yüzeyel uykudan derin uykuya geçilir. Genellikle uykuya daldıktan sonra yarım saat içinde  NREM döneminin en derin basamağı olan dördüncü basamağa girilir. Daha sonra uykunun derinliği azalır ve REM dönemine geçilir. REM dönemi 5-10 dakika devam eder. Normal, bölünmemiş bir gece uykusu;  NREM ve onu izleyen REM’den oluşan ve 80–100 dakika süren gece boyunca 4-6 kez tekrarlayan döngülerden oluşur.

 

Uyumadan Yaşamak Mümkün müdür?

Uyku, yemek yemek, su içmek, nefes almak gibi organizma için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Aç ve susuz yaşamak nasıl mümkün değilse, uyumadan da yaşamak mümkün değildir.

İnsanlar uzun süre uykusuz bırakıldıklarında istem dışı olarak çok kısa sürelerle uykuya dalmaktadırlar. Uykusuz  bırakılanlarda yapılan beyin EEG çalışmalarında; uyanıklıktaki beyin aktivitenin arasına uykuya ait yavaş dalgaların karıştığı mikro uyku dediğimiz  saniyelerle ölçülen uyku dönemleri saptanmıştır. Uykusuz geçen süre uzadığında bu tür uyku ataklarının daha sık ve uzun süreli olduğu görülmüştür. 

Uykusuzlukta üçüncü günün sonunda gerginlik, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Daha sonra ellerde titreme, vücutta yanma ve ağrılar, görme bozuklukları gelişmektedir.

Yıllardır hiç uyumadıklarını iddia eden kişilerde, “uyku algılama bozukluğu” denilen bir uyku bozukluğu  vardır, aslında uyuyabilen insanlardır.

 

Bugüne kadar insanlarda yapılabilmiş, en uzun süreli uykusuzluk deneyi 11 gün ile Amerikalı bir üniversite öğrencisinde gerçekleştirilmiştir. Denek olan öğrencinin gerçekle ilişkisinin bozulduğu, psikoza benzer bir klinik tabloya girdiği  görülerek uykusuzluk deneyi sonlandırılmıştır.

 

Rüyalar ve Uyku, Rüya Görmek Gerekli mi?

Tarih boyunca rüyalar ilgi çeken bir konu olmuştur. İnsanoğlunun yaşamının nerdeyse üçte birini geçirdiği uyku ve rüyalar üzerine birçok insanüstü ve gizemli anlamlar yüklenmiştir. Rüya en sık yaşanan duygu kaygıdır. Erkekler kadınlara göre daha fazla saldırgan içerikli rüyalar görmektedir. Elde edilen bulgular, yaşamdakine benzer içeriğin rüyalarda sürdüğünü göstermiştir

Uyku tek bir dönemden oluşmaz, uykunun hafif uyku, derin uyku ve hızlı göz hareketlerinin izlendiği evreleri vardır. Rüyalar büyük çoğunlukla REM uykusunda görülür. Her gece yaklaşık 2 saat süren ve gecenin ikinci yarısında daha fazla olan bu dönem,  çoğunlukla rüya görerek devam eder. REM döneminde uyandırılan kişilerin %80’inin bir rüya içinde oldukları belirlenmiştir.

Yaşam boyunca rüya görülen sürenin 5-6 yıl olduğu hesaplanmaktadır.

REM uykusu ve dolayısıyla rüyalar çok önemli ve gereklidir. Rüyanın bitişinden 5 dk sonra rüyanın %50’si, 10 dk. sonra ise %90’ı unutulur. Hiç rüya görmeyen kişiler deliksiz ve derin uyuyan ve rüyalarını hatırlamayanlardır. Buna karşın çok sık rüya gören kişiler çok sık uyandıkları için rüyalarını daha çok anımsarlar. Buda zihnin yorulmasına yol açarak uykunun dinlendirici özelliklerini azaltır.

REM uykusuna girerken devamlı uyandırılarak bireylerde ertesi gün daha fazla kaygı, sinirlilik, tahammülsüzlük ve dikkati toplama güçlüğü oluşur. REM uykusu baskılandığında yeni bilgileri öğrenme ve geçen güne ilişkin bilgileri hatırlama güçlüğü yaşanmaktadır. Fiziksel beceriler zayıflamaktadır.

Bedensel ve zihinsel becerileri geliştirme çağında olan bebeklerde; uykunun  %50 kadarı  REM uykusu iken erişkinlik dönemde bu oran %25’e,  yaşlılıkta %15’lere inmektedir. 

 

Uykunun İşlevleri Nelerdir?