İnsomni - Uykusuzluk

http://www.ent.com.tr/m/r/sayfa/insomni.jpg-YRD8.JPG

İnsomni, en sık rastlanan uyku problemi olup; tatmin edici miktarda olmayan ya da dinlendirmeyen uyku, uykuya dalma güçlüğü, çok sayıda kısa ya da uzun süreli uyanmalar ve uykuyu sürdürme güçlüğü, erken uyanma veya bunların değişik kombinasyonları şeklinde ifade edilebilir.  Aslında kişinin kendi uykusunun miktar olarak yetersiz ya da dinlendirici olmadığı hakkındaki sübjektif yakınmasıdır.

Uykusuzluk; azalmış ve kalitesiz gece uykusu dolayısıyla gün içine yansıyan yorgunluk, bitkinlik, bilişsel işlevlerde yetersizlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı sinirlilik ve diğer bazı psikososyal belirtiler ortaya çıkaran önemli bir rahatsızlıktır. Kişinin sosyal ve mesleki yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, hatta iş ve trafik kazası gibi daha vahim olaylara neden olabilmektedir. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü, zaman ve enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.
Uykusuzluk Ne Kadar Yaygındır?

Bütün dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde uyku ile ilgili en yaygın ve sık karşılaşılan yakınma uykusuzluktur. Değişik ülkelerde yapılan çalışmalar toplumda ortalama %35 civarında bir görülme oranı belirtmekte ve bunların da %10-15'inin orta veya ileri şiddette olduğunu ortaya koymaktadır. Ülkemizdeki çalışmalar da benzer sonuçlar vermektedir.  Yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzeyin de uykusuzluk oranları üzerinde etkisi belirlenmiştir. Kadınlarda uykusuzluk erkeklere göre biraz daha sık görülmekte ve daha çok uykuya dalma güçlüğü şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yaş ilerledikçe de bu oran yükselmektedir. Sosyoekonomik düzeyi düşük kişilerde uykusuzluk yakınması daha sıktır. Öte yandan, bekar ya da evli kişilere oranla, dul veya boşanmış kişilerde uykusuzluğun daha yaygın olduğu dikkati çekmektedir.
Süre açısından ele alındığında insomniler üç bölüme ayrılabilir:

  • Uykusuzluk yakınmasının süresi bir haftadan uzun değilse akut veya geçici,
  • Bir hafta ile üç ay arasındaysa subakut veya kısa süreli,
  • Üç aydan fazlaysa kalıcı veya kronik insomni den bahsedilir.

Akut ya da geçici insomniler, son derecede yaygın ve hemen herkesin hayatının bir döneminde en az bir kere karşılaşabileceği formlarını temsil ederler. Genellikle çevresel şartlara ya da psikolojik strese geçici uyumsuzluk ve reaksiyon söz konusudur. Ani bir olaya bağlı stres (örneğin aile veya işle ilgili önemli bir olay, sınav vb), ortam değişikliği (taşınma veya seyahat gibi nedenlerle alışılan ortamın dışında uyuma; örneğin yatak odasının havaalanı veya istasyona yakınlığı nedeniyle gürültülü olması, yüksek rakım...), zaman dilimi değişikliği (okyanus aşırı yolculuklar=jet lag sendromu) ya da vardiyalı çalışanlarda vardiya değişikliği gibi nedenler sonucunda gelişen, olaya veya ortama uyum sağlandıkça birkaç gün içinde (en geç bir haftada) düzelen uykusuzluk tipidir. Yatakta uzun süre kalma, anksiyete, huzursuzluk ve diğer organlara ait bulgular sık olarak eşlik edebilen diğer özelliklerdir. Şartlar düzeldikçe yakınmalar azalır, kalıcı değildir ve genellikle önemli bir sorun oluşturmaz

Kısa süreli (subakut) insomnide ise daha kalıcı ve ciddi bir olaya (bir yakının hastalığı veya ölümü, eşinden ayrılma, iş değiştirme...) bağlı olarak biraz daha uzun süren ancak üç aylık süreyi aşmayan uykusuzluk yakınması söz konusudur.

Buna karşılık kalıcı (kronik)  insomnilerde sıklıkla yakınmalar bir yıldan uzun bir süre öncesine dayanmakta ve zaman içinde anlamlı bir düzelme gözlenmemektedir. Bu da hastalığın yaygın görülmesine ve ciddi sorunlar doğurmasına rağmen, gerek hastalar gerek hekimler tarafından yeterince ciddiye alınmadığını,  tipinin ve altta yatan nedenlerin belirlenmesinde yetersiz kalındığını, uygun ve etkili tedavinin çoğu zaman sağlanamadığını göstermektedir. 3 aydan uzun süreli ve birçok nedene (psikiyatrik ya da diğer tıbbi rahatsızlıklar, birincil uyku hastalıkları...) bağlı olabilen ciddi uykusuzluktur ve kişinin yaşamında, mesleğinde, çevreyle ilişkisinde önemli sorunlar yaratan, dolayısıyla hekime desteğine en yoğun ihtiyacı olan gruptur.
Uykusuzluğun nedenleri

İnsomninin çok sayıda nedeni vardır. Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kısa süreli ya da kalıcı psikolojik/biyolojik değişmeler, bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler uykusuzluğu ortaya çıkarabilir

Hemen herkes hayatının bazı dönemlerinde, karşılaştıkları sorunlara ve stres faktörlerine (bir yakının kaybı, boşanma, işle ilgili sorunlar, sınavlar vb.) bağlı olarak kısa süreli uykusuzluk çekebilirler. Ancak uykusuzluk sürekli (kronik) bir hale gelirse, yeterli uykuyu alamama ve dinlenememe sonucunda çeşitli fiziksel ve psikolojik sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir. En sık rastlanan uykusuzluk nedenini, psikiyatrik kökenli hastalıklar oluşturmaktadır. Başta depresyon olmak üzere duygulanım bozuklukları, psikozlar, anksiyete bozuklukları, panik bozukluklar, alkol ve diğer maddelerin kötüye kullanımı, sıklıkla uykusuzluk yakınmasına neden olurlar.

İlerleyen yaşla birlikte uykusuzluk artar. Gerçekten de yaşlılıkta gece uykusunun toplam süresi azalır, uykuya dalma süresi uzar, daha erken saatlerde uyanılır, derin uyku azalır ve gece içi uyanıklıkların sayısı artar. Uyku, bebeklikteki veya çocukluktaki gibi polifazik özellik kazanarak gün içinde de uyuklamalar başlar.  Yaşlılarda sık görülen kronik hastalıklar ve bunlar için sürekli kullanılan çeşitli ilaçlar da uykunun kalitesini iyice bozabilir. Bunamanın da var olduğu yaşlılarda uyku düzenindeki bozukluk daha da belirgin olup, gerek hasta gerek yakınları için çok büyük bir sorun yaratır.

Uyku hijyen bozukluğunda, kaliteli bir uykuyu engelleyen alışkanlıklar vardır. Uyku için uygun saatlere ve kurallara uyulmaması, dinlenme ve çalışma saatlerinin iç içe geçmesi, uyku öncesinde aşırı yemek yeme veya çay-kahve gibi uyarıcı içkiler içme, yatağın uyku dışı (TV seyretme, kitap okuma, yazı yazma vb.) amaçlar için kullanılması, uykusuzluk yaratan hatalı alışkanlıklara örnektir. Bu alışkanlıklardan vazgeçmek suretiyle, uyku kısa zaman içinde kolaylıkla düzene girebilir.

Alfa-delta uykusu, benzer şekilde daha çok genç erişkinlerde ve kadınlarda rastlanılan, elektrofizyolojik olarak derin uykudaki yavaş (delta) dalgaların üzerine, uyanıklıkta görülen daha hızlı alfa dalgalarının karışması (superpoze olması) ile karakterize bir uykusuzluk tipidir. Uyku dinlendirici değildir, uyanıklıklarla bölünmüştür ve çok yüzeysel olarak algılanır. Genellikle fibromiyalji denilen bir hastalık ile birliktedir. Fibromiyaljide yaygın iskelet-kas ağrıları ve vücudun değişik bölgelerinde dokunmaya hassas bölgeler mevcuttur. Gün içerisinde yorgunluk-bitkinlik hissedilir ancak uyuklama pek görülmez. Uyku incelemesinde uzamış uyku latansı (uykuya girme süresi), gece içi uyanıklıkların sayısında ve NREM I. faz (yüzeyel uyku) süresinde artma, derin uyku ve REM (hızlı göz hareketlerinin olduğu ve genellikle rüyaların görüldüğü dönem) uykusu süresinde azalma saptanır.

 

Uyku algılama bozukluğu (paradoksal insomni), hastanın uykusuzluk yakınmasının, uyku testindeki bulgularla uyumsuzluk gösterdiği durumlar için kullanılan bir terimdir. Hasta, gece normal uyuduğu halde hiç uyumadığını ya da çok az uyuduğunu iddia eder; başka bir deyişle hastanın uyuduğu süreyle ilgili tahmini, objektif uyku süresiyle uyuşmaz. İncelemeler, bu hastaların uykuya dalma süresi, toplam uyku süresi ve uyku örüntüsü bakımından normallerden önemli bir fark göstermediğini ortaya koymaktadır. Bazı olgularda gece boyunca birkaç uyanıklık meydana gelip uyku kısmen bölünmüş olsa bile, hastaların bu uyanıklıkları olduğundan çok uzun algıladıkları görülür. Genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda rastlanılan bu nadir rahatsızlığın nedeni iyi bilinmemektedir.

Ayrıca uykusuzluğa neden olabilen diğer psikiyatrik, nörolojik (Parkinson hastalığı, demans, multipl skleroz, polinöropati, kas hastalıkları, epilepsi vb.) ve diğer sistemik hastalıkların (kalp yetmezliği, koroner hastalıkları, miyokard infarktüsü, hipertansiyon, kalp ritm bozuklukları, astım, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, peptik ülser, gastroözofajeal reflü, şeker hastalığı, tiroid ve adrenal hastalıkları, romatizmal hastalıklar vb.) göz önünde bulundurulması, ayrıntılı bir sorgulama ve araştırmayla gerçek etyolojinin ortaya çıkarılması çok önemlidir.

İdiyopatik (sebebi bilinmeyen) insomni bazen ailesel olabilen, çocukluk çağında başlayıp genellikle ömür boyu süren, uyku süresinin hemen her gece 4–5 saate kadar inebildiği, uykuya dalmanın uzadığı ve uyanıklık sayısının arttığı ve nadir görülen bir uyku hastalığıdır. Nedeni bilinmemekle birlikte, sayılan tüm bu özelliklere dayanılarak santral sinir sisteminden yani beyinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Öğrenilmiş uykusuzluk nedir, uykusuzluk öğrenilebilir mi?!

Önemli oranda bir hasta grubunda, özellikle yatmaya yakın saatlerde başlayıp yatağa girince iyice şiddetlenen “bu gece uyuyabilecek miyim?”, “ya bu gece de uyuyamazsam” korkusu geliştirmekte; bu korku ve gerginlik yatakta uyanık geçen süre uzadıkça daha da belirginleşip bizzat uykusuzluğun nedeni olmaktadır. Böylece hasta, uykusuz gecelerin sayısı arttıkça bir kısır döngüye girmekte; yani uyuyamayınca daha gergin hale gelmekte, gerginliği çoğalınca uykusu büsbütün kaçmaktadır. Bu hastalar, her gece yataklarına adeta savaşa gider gibi girmektedirler. Uykuyu getirmek için kendilerince bazı hatalı yöntemler veya alışkanlıklar da geliştirmekte (yatakta TV seyretme, kitap okuma, alkol alma...) ama bunların uykuya yarardan çok zararı olmaktadır.

Psikofizyolojik ya da öğrenilmiş insomni dediğimiz bu tip uykusuzluk hiç de nadir olmayıp, uyku merkezlerine uykusuzluk yakınmasıyla başvuran hastaların ortalama %15’ini oluşturmaktadır. Bu uykusuzluk tipinin en belirgin özelliği, hastanın “savaş meydanı” olan yatağından farklı bir yerde yattığında (örneğin misafirlik, otel, uyku laboratuarı, hatta aynı evde başka bir oda) daha kolay uyumasıdır.

Psikiyatrik hastalıklardan sonra en çok karşılaşılan uykusuzluk tipi psikofizyolojik (öğrenilmiş) insomnidir. Öncesinde uykuyla ilgili önemli bir problemi olmayan hasta, genellikle gerginlik yaratan bir olaydan sonra geceleri uyuyamamaya başlar. Bu durum uzun süre devam ederse, başlangıçta uykusuzluğa neden olan stres faktörü ortadan kalkmış veya önemini yitirmiş olsa bile, uyuyamama endişesi ve hastanın uyumak için sarfettiği aşırı efor, bizzat uykusuzluğun nedeni olmaya başlar. Öyle ki, yatma zamanı yaklaştıkça hastanın gerginliği gittikçe artar, zihni o gece uyuyup uyuyamayacağı konusuna kilitlenir, yattığında uyanık geçirdiği her dakika gerilimini ve sıkıntısını arttırır; artık hasta yatağında uyumak için adeta savaş vermektedir. Geceler böyle devam ettikçe hasta uyuduğu ortama ve yatağına düşman olmaya başlar. Böylece bu kısır döngü, kronikleşerek öğrenilmiş uykusuzluk haline dönüşür.
Uykusuzluğun Tedavisi Nasıl Yapılmaktadır?

Biraz önce anlatılan huzursuz bacaklar sendromu ile psikiyatrik ya da diğer hastalıklara bağlı uyku bozukluklarında tedavi, doğal olarak esas nedene yöneliktir. Ancak burada da tanının doğru konmuş, tedavinin doğru seçilmiş ve yeterli süre uygulanmış olması önemlidir.

Ani değişikliklere veya olaylara bağlı olduğu düşünülen kısa süreli uykusuzluklarda, özellikle hasta çalışıyor ve bu yüzden uykusuzluktan çok etkileniyorsa, hastanın gerginliğini azaltmak ve girdiği kısır döngüden kurtarıp uyku düzenini bir an önce yeniden oluşturmak üzere, mümkün olduğu kadar kısa ve kesinlikle 4–6 haftayı geçmeyecek bir süre hekimin önereceği gevşetici ve uykuya dalmayı kolaylaştırıcı ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar rasgele kullanılmamalı, birçoğuna zamanla tolerans gelişeceği ve uzun süre kullanılıp kesildiğinde uykusuzluğun şiddetlenerek geri dönebileceği unutulmamalıdır. Kronik insomnilerde ise uyku ilaçlarının tedavide kesinlikle yeri yoktur! Gerekirse psikiyatrik tedavi, gevşeme teknikleri ve davranış terapilerinden yararlanılabilir.

Bazı hastaların başvurduğu son derecede yanlış ve tehlikeli bir yöntem de uykuya dalmayı kolaylaştırması dolayısıyla alkol kullanılmasıdır. Alkol, uykuya dalmayı biraz kolaylaştırmakla birlikte uykunun yapısını ve kalitesini bozar; sağladığı uyku normal (fizyolojik) uykudan çok farklıdır ve dinlendirici değildir. Zamanla yine tolerans geliştiğinden, uyumak için gerekli miktarın gittikçe artması ve sonuçta alkol bağımlılığının gelişmesi tehlikesi çok yüksektir.

Daha önce bahsettiğimiz öğrenilmiş insomni başta olmak üzere, birçok uykusuzluk olgusunda, aslında sadece çok basit bazı önlemlerle ve hastaların geliştirmiş oldukları bazı alışkanlıkları düzeltmek suretiyle çok yüz güldürücü sonuçlar almaktayız. Çoğu hasta, uzun süredir çare bulamadıkları uykusuzluklarının ilaç kullanmadan, sadece bu basit kurallarla ortadan kalkabileceğine inanmamakta ve direnç göstermektedir. Ancak ikna edilip sabırla bu kuralları sıkı biçimde uyguladıklarında zaman içinde önemli yol kat ettiklerini şaşırarak görmektedirler. Uyku hijyeni olarak da tanımladığımız bu kuralların en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Uyku gelmeden yatağa girmemeli
  • Yatağa girer girmez ışıklar hemen söndürülmeli
  • Yatak sadece uyku ve seks amaçlı kullanılmalı; kitap okuma, TV seyretme, işle ilgili aktiviteleri yatağa getirme gibi alışkanlıklardan uzak durulmalı
  • 20 dakika içinde uykuya dalınamazsa kalkıp başka bir odaya geçmeli, rahatlatıcı işlerle uğraşıp –istenirse burada TV izlenebilir, kitap okunabilir vs.- uykunun gelmesi beklenmeli; uyku gelince hiç oyalanmadan yatağa hatta müsaitse bulunulan yere yatmalı; bu anlatılan yöntem uykuya dalana kadar tekrar edilmeli
  • En önemlisi, ne kadar az uyunmuş olursa olsun her sabah mutlaka aynı saatte kalkmalı. Bu kural saydıklarımızın içinde, özellikle ilk günlerde uygulamakta çok güçlük çekilen ancak en önemli olanıdır. Yatma ve uykuya dalma saatinden çok, kalkma saati önemlidir. Bütün gece hiç uyumamış veya çok kısa bir süre uyuyabilmiş ve kendini yorgun hisseden kişinin sabah yatakta (uyuyamasa bile) uzun süre kalmak istemesi anlaşılır bir şeydir; ancak gündüz yatakta fazladan geçirilen her dakika, gece uykusundan çalmaktadır.
  • Çok yorgun olunsa ve uyku bastırsa bile gün içinde kesinlikle uyumamalı, şekerleme bile yapmamalı; böylece uykunun geceye yoğunlaştırılması sağlanmalıdır.
  • Yatağın rahat, odanın mümkün olduğunca geniş, havadar, gürültüsüz ve kişi için uygun sıcaklıkta olması önemlidir.
  • Akşam yemeği ağır ve yatma saatine yakın olmamalıdır.
  • Gün boyunca aşırı miktarda kahve, çay, kola, sigara gibi uyarıcı madde tüketiminden kaçınılmalı, en ideali özellikle akşam saatlerine yakın zamanlarda bunların tüketimi tamamen kesilmelidir.
  • Akşam saatlerinden önce yapılmak şartıyla gün içi egzersizler faydalıdır.
  • Yatmadan önce ılık bir içecek-tercihen süt-yararlı olabilir.

Daha önce de vurguladığımız gibi, değişik nedenlerle hayatımızın bazı dönemlerinde kısa süreli uykusuzluk yakınmaları olabilir. Eğer kastedilen ciddi ve kronik uykusuzlukların nüksetmesi ise, burada uykusuzluğun nedeninin doğru olarak ortaya konulmuş ve hekimle hastanın ciddi bir işbirliği içinde buna uygun tedaviyi sabırla ve yeterli süre sürdürmesi önem kazanmaktadır. Kronik uykusuzluk olgularının büyük bölümünde bu şartlar yerine getirildiği ölçüde, çözüm de yüz güldürücü ve kalıcı olmaktadır.

Sonuç olarak, toplum sağlığı ve ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri dolayısıyla, uykusuzluk yakınmaların ayrıntılı biçimde sorgulanması, etyolojik faktörlerin dikkatli bir muayene ve gerekli laboratuar incelemeleriyle belirlenmesi, sonra da hasta ile uyumlu bir işbirliği içerisinde etkin tedavinin uygulanması önem kazanmaktadır.

Uykusuzlukta İlaç Tedavisinde Nelere Dikkat Etmeli?

Uykusuzluk yakınması psikiyatrik kökenliyse, nedene göre tedavi yapılmalıdır. Uyku ilaçları (hipnotikler), daha çok geçici veya kısa süreli insomnilerde, bir haftayı geçmeyecek süreyle kullanılabilirler. Prensip olarak kronik imsomnide hipnotik kullanımı endikasyonu yoktur! Zorunlu kalınırsa, hastanın girdiği kısır döngüyü ve buna bağlı gerginliği kırabilmek için, mümkün olan en kısa süreyle ve 4–6 haftayı kesinlikle aşmamak kaydıyla hekim kontrolünde verilebilirler. Hastaların tavsiyeyle ve rasgele kullandıkları bu tip ilaçlara zamanla tolerans gelişir (aynı etki için gereken dozun zamanla artması), kesildiklerinde ise uykusuzluk daha şiddetli biçimde geri döner.

Uykusuzlukta neler yapılmalıdır ? Uyku Hijyeni nedir?

Ana ilke, etyolojik faktöre yönelik plan yapılmasıdır. Hastaların bir bölümü, sadece uyku hijyeninin (alışkanlıklarının) düzenlenmesinden önemli ölçüde yararlanırlar. Nedeni ne olursa olsun, tüm insomni hastaları uyku hijyeni konusunda bilgilendirilmelidir. Uyku hijyenine yönelik başlıca önlemler şöyle sıralanabilir:

  • Sabahları uyanınca yatakta fazla oyalanmadan hemen kalkmalıdır.
  • Sabahları aynı saatte kalkmaya özen gösterilmelidir.
  • Uykuya yakın saatlerde olmamak kaydıyla düzenli egzersizler faydalıdır.
  • Yatak odasının ses ve ışık izolasyonuyla ısısı uygun olmalıdır.
  • Uyku öncesi ağır yiyecekler yemek ya da tam tersi aç olmak uykuyu olumsuz etkiler. Yatmadan önce ılık bir bardak süt içmek yararlı olabilir.
  • Yatmaya yakın saatlerde sigaradan ve kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır.
  • Yatakta gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerde bulunulmamalı, yatak sadece uyku için kullanılmalıdır.
  • Eğer uyunamıyorsa yatakta 20 dakikadan fazla kalmamalı, kalkıp uyku gelene kadar başka bir işle oyalanılmalıdır.

Horlama - Nefessiz kalma hareketli dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir

 

soru - yorum

ÜCRETSİZ OTOPARK ve VALE HİZMETİ
(Kapalı otoparka LPG'li araç alınmaz.)