e-Randevu
facebook twiter youtube Google Plus

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ

ALERJİ DE İLAÇ TEDAVİSİ ETKİLİ MİDİR?

Alerjide ilaç tedavisi hastanın şikâyetlerinin baskılanmasında ve ortaya çıkmasını engellemede etkilidir. Alerjinin yarattığı burun tıkanıklığı, hapşırma, burun akıntısı gibi belirti ve bulguları azaltarak, kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır.

Antihistaminikler; İlaç tedavisi olarak en sık kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlar alerjik reaksiyonlarda en önemli role sahip olan histamini azaltarak etki ederler. 

Kortikosteroidler-Kortizon; Alerjide sık kullanılan diğer bir ilaç gurubu  kortikosteroidlerdir (kortizon). Bu ilaçlar  tablet, iğne yada  burun ve ağızdan sprey olarak kullanılırlar.  

Dekonjestanlar; Dekonjestan denilen  ilaçlar burun içindeki alerjiye bağlı şişlikleri  azaltmak için kullanılmaktadır. Burun spreyleri  olarak  ya da  ağızdan hap olarak kullanılan formları vardır. 

Diğer ilaçlar; Kromolin adı verilen ve alerjik reaksiyonları önleyen ilaçlar, şişlik giderici antienlamatuar ilaçlar,antidepresanlar ve bazı bitkisel ürünlerde alerji tedavisinde kullanılabilmektedir.

                                                                                                                                                                                                                               DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

ANTİBİYOTİK NEDİR ? ANTİBİYOTİK DİRENCİ NEDİR?

Antibiyotik Nedir?

Antibiyotik dediğimiz mikrop öldürücü ilaçlar  sadece bakteri türü mikroplara  etkilidir, bunlarla oluşan hastalıkların tedavi edilebilmesinde kullanılır. Mantar, virüs diğer mikroplara  etkili  değildir. Bu tür  hastalıklara faydası olmaz.

Antibiyotikler ağrı kesici yada ateş düşürücü ilaç değildir. Ancak  bakteri gurubu mikropların etkisiz hale gelmesi ile  hastalığın azalması ve kaybolması, hastalığa bağlı olan   ağrı ateş gibi şikayetlerinde    bir süre içinde  azalmasını sağlar.

Antibiyotiklere  direnç nedir?

Antibiyotik, tavsiye edilen şekilde ve sürede tam olarak kullanılmalıdır. Yetersiz ve eksik antibiyotik kullanımı o mikrobun ölmemesine ve kullanılan antibiyotiği tanıyarak direnç oluşturmasına yol açarlar. Bu durum antibiyotiğin etkisini azaltır, iltihap gerilemişken yeniden artabilir. Mikrop direnç kazandığı için başkalarına bulaştığında da o antibiyotik etkili olamaz.

BADEMCİK VE GENİZ ETİ HANGİ DURUMDA ALINMALIDIR

Bademciklerin alınmasını gerektiren durumlar:

1-Sık bademcik iltihabı geçirmek (Son 3 yıl içerisinde yılda en az 3 kere, Son 2 yıl içerisinde yılda en az 5 kere veya Son 1 yıl içinde yılda en az 7 kere).
2-Bademcik apsesi olması
3-Bademciklerin solunum veya beslenme sorunu yaratacak kadar büyük olması
4-Bademciklerin bazı mikroplar için taşıyıcı durumunda olması
5-Tümör veya tbc şüphesi olması
5-Uygun antibiyotik tedavisine rağmen bademcik enfeksiyonunun devam etmesi

Geniz etinin alınmasını gerektiren durumlar:
1-Ciddi solunum güçlüğüne sebep olacak derecede aşırı burun tıkanıklığı
2-Uzun süren burun tıkanıklığı, ağızdan nefes alma ve horlama
3-Tedaviye cevap vermeyen veya tekrarlayan orta kulak iltihapları , sıvı birikimi ve buna bağlı işitme kaybı
5- Geniz etinin yol açtığı burun tıkanıklığıyla oluşan ve tekrarlayan nezle , sinüzit.
6-Çocuklarda bazı kulak operasyonları ile bera

 

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

 

BADEMCİK VE GENİZ ETİ NEDİR? GÖREVLERİ NELERDİR ?

Bademcik ve geniz eti nedir?

Bademcik (tonsil) ve geniz eti (adenoid), dil kökü bademciği ile birlikte boğazdaki  bağışıklık sistemi olan Waldeyer halkasının parçalarıdır.

Bademcik ve geniz etinin görevleri nelerdir?

Bağışıklık sisteminin elemanları olan B-lenfositlerinin üretiminde rol oynarlar. Tonsiller ve adenoid dokusu gebeliğin ilk aylarında oluşmaya başlar. Bademcikler ve.  Geniz eti doğumdan yaklaşık 6 ay sonra çeşitli uyarılarla hızla büyür. Özellikle 4–5 yaşlarında maksimum büyüklüğe ulaşır. 8–10 yaşlarından sonra aktivasyonu azalır ve küçülmeye başlar ergenlik dönemine kadar bu durum devam eder. Bademcik ve geniz eti yaşamın ilk yıllarında daha önemlidir(5 yaşına kadar).  

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BEBEKTE İŞİTME KAYBINDAN ŞÜPHELENİLECEK DURUMLAR NELERDİR?

  • Anne hamilelik sırasında kızamıkçık, viral bir enfeksiyon ve grip geçirmiş, alkollü içecek tüketmişse,
  • Doğum ağırlığı 1600 gramdan düşükse,
  • Doğumda sarılığı olmuş ve kan değişimi uygulanmışsa,
  • Herhangi bir hastalık nedeniyle yeni doğan yoğun bakım ünitesinde beş günden fazla kalmışsa,
  • Özellikle ilk bir ayda damardan iğne ile antibiyotik almışsa,
  • Menenjit geçirmişse,
  • Ailede erken yaşlarda başlamış kalıcı veya ilerleyen işitme kayıplı kişiler varsa
  • Kulaktan kanamanın olduğu veya olmadığı kafa travması,kaza geçirmişse,
  • 3 aydan fazla süren, kulakta sıvının olduğu tekrarlayan kulak enfeksiyonu varsa,
  • Doğumdan 6 aya kadar; beklenmedik yüksek sesli gürültülerle irkilmiyor, hareket etmiyor, ağlamıyor veya her hangi bir şekilde tepki vermiyor, yüksek sesli gürültülerle uyanmıyor, kendiliğinden sesleri taklit etmiyor, sadece sesle sakinleştirilemiyor ve başını sese doğru çevirmiyorsa
  • 12 aya kadar; sorulduğunda tanıdık kişi veya eşyaları gösteremiyor, konuşma sesi çıkarmıyor, “el salla” ”elini çırp” gibi basit sözleri yalnız dinlemekle anlamıyorsa,
  • 24 aya kadar; hafif bir sesle ilk seslenişte doğru yöne dönmüyor, çevreden gelen seslere duyarsız, ilk seslenişte sese cevap vermiyor veya sesin nereden geldiğini anlayamıyorsa, tanıdık insanlar ve evde çevresindekiler için basit kelimeleri kullanmaya yada taklit etmeye başlamadıysa,

 

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BETA MİKROBU BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ

Boğazda  şişlik, ağrı, üşüme,titreme, ateş, halsizlik,yorgunluk bitkinlik gibi belirtiler  vardır. Beta mikrobu hastalıklarında, bademcikler daha şiş ve kızarıktır. Üzerinde beyaz bir tabaka oluşur. Tanıyı kesinleştirmek için bademciklerin üzerindeki bu beyaz tabaka üzerinden örnek alınarak hızlı test( streptokok swap testi-beta testi) ve boğaz kültürü, ayrıca kanda iltihabın etkisini belirleyebilmek içinde kan sayımı, CRP ve ASO gibi kan tetkikleri yapılabilir. Beta testi ve kan tetkiklerinin sonuçları hemen alınarak tedaviye başlanabilir. Boğaz kültürü sonucu ise yaklaşık üç gün sonra belirlenebilir ve ilave tedaviler planlanabilir.
Beta mikrobunda muhakkak tedavi edilmelidir. Beta mikrobu tedavisinde  en sıklıkla  penisilin ve penisilin türevi antibiyotikler kullanılır. Antibiyotik tedavisinin 7- 10 gün verilmesi gerekir.

Beta mikrobu belirlenmişse , başkalarına  bulaşmaması ve  salgına dönüşmemesi için hasta çocuklar bulaşıcılık geçinceye kadar okula gönderilmemelidir. Antibiyotik tedavisi ile 48 saat sonra bulaştırma riski ortadan kalkar.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BETA MİKROBU KRONİKLEŞİR Mİ?

Beta mikrobu, imnun sistemi güçlü olan kişilerde tedavi ile kolayca yok edilebilir. Ancak, bağışıklık sisteminde zayıflık olan ve bademciklerinin yapısı sık iltihaplarla bozulmuş olan kişilerde, mikrop bademciğin içine yerleşir, burada kalıcı hale gelebilir ve sürekli  başkalarına yayılmasına neden olabilir.

Beta mikrobu, bazı kişilerde  herhangi bir şikayete  hastalığa yol açmadan kalıcı olarak bulunur ve bu kişilere  beta mikrobu  taşıyıcısı  denir,başkalarına mikrobu bulaştırabilirler.
 

Kronikleşmiş ve üzerinde  delikler ve çukurlar oluşmuş  bademciklerdeki iltihaplar, bu  alanlara yerleşmiş  kirli beyaz birikim görünümdedir ve  bazen ağızdan beyaz peynirimsi kötü kokulu parçacıklar olarak gelebilir. Bu durumda ilaç tedavileri yetersiz kalabilir ve  kesin tedavi için  bademciklerin alınması gerekebilir. 

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BETA MİKROBU NEDİR?

A grubu Beta hemolitik streptokok  isimli bir bakteridir, virus değildir ve halk arasında kısaca beta mikrobu olarak bilinir. Bu mikrop sıklıkla boğazda bademciklere,geniz  ve yutak bölgesine yerleşerek hastalık yapar. Hasta kişilerin solunum yollarından çıkan damlacıklar yolu ile bulaşır. Kişilerin kalabalık ortamlarda  yakın temasta oldukları alanlarda kolaylıkla yayılır.
Hava sıcaklığının değişken olduğu bahar aylarında   daha sıktır.

Her yaşta görülebilmekle birlikte sıklıkla 5-15 yaş arasındaki çocuklarda  sık görülür.

Beta mikrobu bazen kızıl denilen döküntülü hastalığı da neden olabilir.

Diğer mikroplardan farklı olarak , beta mikrobu tedavi edilmezse ya da  tedavi yetersizse, kalpte, böbreklerde, eklemlerde kalıcı etkisi olabilen  kalp ve eklem romatizmalarına ve nefrit  denilen böbrek iltihaplarına  yol açabilir. Bu komplikasyonlar nadirdir ancak  kalıcı ve ciddi hastalık olmaları  nedeniyle önemlidir.

                                                                                                                                                                                                                                DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BOĞAZ RAHATSIZLIKLARINDA DOKTORA NE ZAMAN GİDİLMELİ?

Şiddetli, uzun süren sık boğaz iltihabı

Sık  tekrarlayan boğaz ağrısı,

Eklem ve kulaklarda ağrı,

Nefes almada, yutmada, ağız açmada güçlük,

38 derecenin üzerinde yüksek ateş, boyunda şişlik,

İki haftadan uzun süren ses kısıklığı vb. varsa doktora gidilmelidir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

BURUN KIRIĞI NASIL OLUŞUR?

Yüze gelen travmalarda en çok hasar gören kemik burun kemiğidir. Burun kemiğine önden veya yandan darbe gelebilir. Kırılma daha çok yandan gelen darbeler sonucu olur. Burun kırığı bazen kemiğin yer değiştirmesine neden olmadan hafif bir çatlakla kendini göstermesine rağmen, şiddetli travmalarda kemikte çok parçalı ve çökmelerin olduğu kırıklar gelişebilir. Burun kırığı ile beraber diğer yüz kemiklerinde de kırıklar oluşabilir.

Muayenede Ne Görülür?
Burun kırığı olan hastaların muayenesinde yine ön planda yüz bölgesindeki morarma, kesikler, kanamalar, ciltteki ezikler görülür. Burnun bir tarafa doğru kaydığı görülebilir. Burnun elle muayenesinde hassasiyet artışı, kemiklerde oynama saptanır. Burun içi muayenesinde bir ya da iki tarafta burnun kırık kemik veya kıkırdak tarafından kapanması, mukoza da yırtıklar ve kanama görülür. Hastanın muayenesinde kemiklerde oynamanın saptanması teşhis için yeterlidir . Ancak kırığın şüpheli olduğu durumlarda röntgen çekmek gerekir.

Nasıl Tedavi Edilir?
Kemiklerde yer değiştirmeye bağlı şekil bozukluğu ve burun tıkanıklığı olan hastalarda kırığın düzeltilmesi gereklidir. Burun kemiklerinin düzeltilmesi için en ideal zaman ilk birkaç saattir. Bu süre içinde henüz ödem gelişmediğinden işlem daha kolaydır.Birinci günden sonra ödem artabilir. Bu durumda burnun şekli iyi değerlendirilemeyeceğinden müdahele 3-5 gün ertelenebilir. Ancak kemiklerde kaynama başlayacağından 1-2 haftadan fazla zaman geçmemelidir.

ÇOCUK VE BEBEKLERDE İŞİTME NASIL BELİRLENİR?

3 yaşa kadar olan bebeklerde ve çocuklarda işitme timpanometri, otoakustik emisyon ve BERA testleriyle belirlenir. Bu testler çocuktan herhangi bir cevap beklenmeden yapılan objektif testlerdir.
3-7 yaş arasında çocuklarda ses geçirmeyen kabinlerde oyun ortamında şartlayarak odyometrik değerlendirmeler yapılarak işitme seviyesi belirlenebilir.

Ülkemizde doğuştan işitme kayıplarını erken tespit edebilmek için yenidoğanlarda Oto Akustik Emisyon denilen tarama testi zorunlu olarak yapılmaktadır. Özel durumlar dışında ‘’Oto Akustik Emisyon Testi ile işitme taraması’’, doğumdan sonra bebek hastaneden taburcu olmadan yapılır. Doğum yapılan hastanede “Yenidoğan İşitme Taraması Ünitesi” yoksa mutlaka işitme taraması için uygun merkeze sevk edilir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

GRİP AŞISININ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Aşı, önceki yıllarda en sık karşılaşılan ve istatistiksel olarak bu yılda sık enfeksiyon yapması beklenen virüs tiplerine karşı, Dünya Sağlık Örgütü'nün önerileri doğrultusunda hazırlanmaktadır.

Bazı durumlarda "öldürücü" bile olabilen gripten korunmanın tek yolu aşının yararlı olması için salgın başlamadan önce yapılması gerekir.

Her yıl Ekim-Kasım aylarında tek doz şeklinde yapılmalıdır. Aşı ile koruyuculuk sağlıklı kişilerde %80'lere varmaktadır; yaş ilerledikçe koruyuculuk %50-60'lara inmekle birlikte hastalığın hafif geçirilmesi sağlanmaktadır.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

GRİP AŞISININ YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

Aşı, embriyonlu yumurta kesesinden elde edilmektedir; bu nedenle yumurta allerjisi olanlar kullanmamalıdır.
Aşı sonrası nadiren, hafif geçen, nezle benzeri bir tablo oluşabilir. Aşı yerinde kızarıklık ısı artışı, hafif ateş kas ağrıları, kırıklık hissi olabilir, 1-2 günde düzelir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

GÜRÜLTÜ KORUYUCULARI NEDİR VE NE KADAR ETKİLİDİR?

Kulaklıklar ve kulak içine konan tıkaçlar zara ulaşan sesin şiddetini azaltmaya yararlar.

Kulak tıkaçları dış kulak yoluna takılırlar ve sesin şiddetini ve kulağa zarar vermesini azaltırlar. Bunların etkili olabilmesi için kulak yolunu tam tıkamaları gerekir. Çeşitli boyutlarda ve tiplerde olabilirler. Kullanırken temiz olmalarına ve dış kulak yolunu tahriş etmemelerine titizlik gösterilmelidir.
Kulaklıklar bütün kulağı-kulak kepçesini kapsar ve baş üzerinden geçen bir bant ile iki kulaklık birbirine bağlıdır. Etkili olması için kulak kepçesini sıkıca kapatması gerekir.
Tam uygulanan kulak tıkaçları ve kulaklıklar sesin şiddetini 15 ile 30dB kadar azaltır. İkisi birbirine yakın olmakla birlikte kulak tıkaçları düşük frekanslarda daha fazla, kulaklıklar yüksek frekanslarda daha fazla etkilidirler.
Beraber kullanıldıklarında ek olarak 10-15dB daha fazla koruma sağlarlar. Gürültü 105dB'den yüksekse beraber kullanımları önerilir. Kulak kanalına sokulan basit pamuk ve kâğıtlar sesi çok etkili şekilde önleyemezler sadece 7dB kadar şiddeti azaltırlar.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

HAMİLELİKTE İLAÇ KULLANIMI NASIL OLMALIDIR?

Bebeğin anne karnında ilaçların yan etkilerine en hassas olduğu dönem bebeğin organlarının oluştuğu hamileliğin ilk üç ayıdır. İlk üç aydan sonra da daha az oranda istenmeyen etkiler gelişebilir. Bu nedenle hamilelikte kullanacağınız her ilacı mutlaka doktorunuza danışınız. Deneysel çalışma olmamasına rağmen, birçok ilacın hamilelerde kullanılıp bir sorun yaratmadığı gözlenmiştir. Hamilelikte verilen ilaç tedavileri mutlaka kullanılmalıdır Çok sık yapılan bir hata da doktorun verdiği ilacı zararlı olabilir diye kullanmamaktır.

KİMLER GRİP AŞISI OLMALIDIR?

65 yaş üstündekiler 10 yaş altı çocuklar,
İlk 3 ayından sonra hamileler,
Kalabalık ortamlarda birbirine yakın çalışan iş arkadaşları,
Sağlık çalışanları, öğretmenler, öğrenciler, askerler,
Astım, şeker ve kronik kalp , solunum yolu,karaciğer, böbrek hastalığı olanlar
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar,
Hac ve umreye gidenler grip için yüksek risk grubunda bulunuyor.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

KULAK KİRİ NEDİR?

Kulak kanalının derisindebulunan salgı bezlerinden kulak nemliliğini sağlamak ve koruyucu bir tabaka oluşturmak için  salgılanan salgı kulak kanalında bulunan ancak gözle görülemeyen ince tüycüklerle yavaş yavaş dışarı atılır.. Kulak salgısı koyu olduğunda dışardan olan kirlenmede ilave olunca bu akıntı birikebilir ve kulak yolunu tıkayabilir. Buradaki  birikintiye "buşon (kulak kiri)" adı verilir.

Kulaklarımızı kendimiz temizlemeli miyiz?

Kulağın kulak çöpü vs gibi cisimlerle temizlemeye çalışılması doğru değildir. Bu içerdeki birikimi iç kısma yani kulak zarına doğru itmekten başka bir işe yaramaz.Ayrıca kulağın koruyucu tabakasını da bozarak çok hassas ve ince olan dış kulak yolunun derisi ve kulak zarının kolaylıkla zedelenmesine yol açar.

Kulak nasıl temizlenmelidir?

İdeal şartlarda kulağın temizlenmesi gerekmez. Kulak yolunu tıkayarak işitmeyi bile engelleyecek duruma gelmişse hekim tarafından vakumla veya küret denilen özel aletlerle temizlenir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

REFLÜ - MİDE ASİT KAÇAĞI

Kulak Burun Boğaz (KBB) hastalıkları polikliniklerine başvuran hastaların en sık rastlanılan yakınmalardan birisi boğazlarında takılma hissi veya boğaz ağrısıdır. Çoğu zaman bu durumda tedaviler yetersiz kalmakta ve hastalıklar süreklilik göstermektedir. Bunların çoğunun etiyolojisinde reflünün tek başına ya da diğer etkenlerle birlikte rol oynadığı belirlenmiştir.


Reflü Nedir?

Mide içindeki asidin mide ile yemek borusu arasında geriye kaçışı önleyen bağlantı yerini aşarak, yukarı doğru kaçak yapmasının oluşturduğu bir rahatsızlıktır. Bu asit kaçağı yemek borusunun alt kısmında şişlik, hassasiyet ve bazen de ülserlerin oluşumuna neden olur. Bazen asit daha da yukarılara çıkarak yemek borusunun üst kısmını, boğaz, geniz, gırtlak ve ses tellerini hatta soluk borusunu dahi etkileyebilir. Etkilediği bölgeye göre değişik şikâyetler oluşturur. Bunlar genellikle göğüste yanma veya rahatsızlık hissi, boğazda yanma ve ağrı, ses değişiklikleri, sık sıkboğazı temizleme ihtiyacı, boğazda düğümlenme hissi ve kuru öksürük şeklindedir.

Reflüde muayenenin uygun şekilde yapılmasının güçlüğü, bazı durumlarda boğazda bulgularının tam görülememesinden dolayı yakın bir geçmişe kadar reflü hastalığı olan çoğu hastaya kronik farenjit tedavisi hatta bazı hastalara operasyonlar uygulanmıştır. Ancak son yıllarda endoskopik kameralarla muayene olanaklarının ve test yöntemlerinin gelişimiyle, reflünün bu hastalıklarda önemli bir etken olduğu belirlenmiştir.

ilaç tedavilerine rağmen tam iyileşmeyen veya kısa süre sonra tekrarlanan ses kısıklığı, öksürük ve boğaz ağrılarında reflü varlığından şüphelenilmelidir.


 

Gastro özefagial Reflü Hastalığı (GÖR) : Aşırı miktarda mide asidi ve diğer mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçarak ciddi mide yanması (heartburn), ekşimesi, ağrısı gibi şikayetlere neden olmasıdır

Laringo farengial Reflü (LFR) : Mide asidi ve diğer mide içeriğinin yemek borusundan daha yukarı, boğaz (farinks) ve gırtlağa (larinks) geri kaçmasıdır. Bu hastalarda genellikle mide yanması,ekşimesi gibi klasik reflü şikayetleri görülmez. Bu yüzden 'Sessiz Reflü' ismi de kullanılmaktadır. Boğaz, gırtlak ve ses telleri mide asidi ve sindirim enzimlerine yemek borusuna göre çok daha fazla duyarlıdır. Reflü yutak ve gırtlak düzeyinde farenjit, larenjit, ses bozuklukları,geçmeyen öksürük,nodül ve polipler yanında sinüzit ve kulak iltihapları oluşumunda da rol oynamaktadır. Nadiren astım, kronik bronşit ve zatürreye yol açabilmektedir. Bunun yanında göğüs ağrısına, uyku apnesine ve diş sorunlarına bile neden olabileceği gösterilmiştir.

 

Reflünün Yolaçtığı Şikâyetler:

  • Boğazda birşey varmış hissi,

  • Aşırı boğaz temizleme,

  • Uzun süreden beri devam eden gıcık şeklinde öksürük,

  • Boğaza bir şey takılmış hissi,

  • Ses kısıklığı,

  • Mide yanması,

  • Boğazda ağrı veya hassasiyet,

  • Ağızda kötü, acı bir tat (özellikle sabahları),

  • Burun gerisinden akıntı,

  • Astım benzeri solunum şikâyetleri,

  • Şarkı söylerken yüksek notalara çıkma güçlüğü


FLR de genellikle hastanın şikayeti boğazda bir takılma hissi, ses kısıklığı, öksürük ya da boğazda ağrı şeklinde olabilmektedir. Ancak bu şikayetler hastadan hastaya değişebilmektedir. Ses sanatçılarında ise sesin çabuk yorulması, ince sesleri verirken zorlanma ve seste bir perde hissi ile olabilmektedir.

Reflü Ciddi Bir Hastalık Mıdır?

Uzun süren, rahatsız edici olan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde mukozada kalıcı bozukluğa ve kronikleşmeye eğilimlidir. Yemek borusunda kanamalar, daralmalar ve tıkanmalar olabilir.

Boğazda ve gırtlakta mide asidinin tahrişi ile ses tellerinde ödem, nodul ve et büyümelerine ve hatta ileride kansere yol açabileceğini unutmamak gerekir.

Reflü Nasıl Oluşur, Yanma Hissi Nedir?

Midede zaten var olan asit, yemek yendikten sonra midede asit üretimi yapan özel hücrelerin asit salgılamasıyla daha da artar. Ayaktayken yer çekiminin yardımıyla asit yukarıya pek gelemez. Ancak yatış pozisyonunda mide asidi yemek borusuna daha kolay çıkar. Bu da şikâyetin geceleri artmasına neden olur. Asit yemek borusunda ve boğazda ne kadar uzun süre kalırsa yaptığı hasar o kadar fazla olacaktır. Göğsün arkasından yukarı, boğaza doğru yayılan, yanma ve rahatsızlık hissi vardır. Geğirme ve şişkinlik gibi belirtilerin yanı sıra, boğazın arkasında acı veya ekşi bir asit tadı da hissedilebilir.

 

Bu Rahatsızlık Ne Kadar Yaygındır?

Bu oldukça sık görülen bir rahatsızlıktır. Yiyecek alışkanlıklarına bağlı olarak ortalama her 10-15 kişiden birinde vardır. Amerika Birleşik Devletlerinde 60 milyondan fazla kişide ayda 1 kez mide yanması görülmektedir; bir başka çalışmada 15 milyondan fazla Amerikalıda her gün mide yanması şikâyeti belirlenmiştir.

Laringo faringeal reflü tüm kulak burun boğaz hastalıklarının %10 unda rastlanmaktadır. Ses bozukluğu olan hastalarda veya kronik boğaz hastalığı olan kişilerde reflüye rastlanma sıklığı % 60 lara ulaşmaktadır.

Reflü tanısı: Tanı konulması için hastadan alınan bilgi ve kulak burun boğaz endoskopik muayenesi sıklıkla yeterli olmaktadır.Ses tellerinde görülrn bazı değişiklikler tanıda çok önemlidir

24 saatlik asit ölçümü (Ph monitörizasyonu) reflü tanısında önemli bilgi verir. Asit reflü yanında alkali reflünün de değerlendirilmesi için de monitörizasyon yararlıdır.

Reflü tedavisi ile şikâyet ve bulguların gerilemesi de tanıda değerlidir.

Çocuk hastalarda da reflü önemlidir ancak tanı daha zordur. İki yaşına kadar bir miktar reflü olması normaldir buna rağmen inatçı öksürük, ses kısıklığı, bronşit ve kilo kayıplarında reflü araştırılmalıdır.

REflü varlığında gerekirse besin alerjileri ve diğer mide barsak hastalıkları da araştırılmalıdır.


Reflüde Şikâyetler Nasıl Azaltılabilir?

Yemek ve yaşam tarzı alışkanlıklarının değiştirilmesi ve beraberinde antiasitler gibi ilaçların doğru kullanımı rahatsızlığı ileri boyutta olmayanlarda yeterli olabilir. Günlük hayatta uygulanabilecek bazı öneriler şikâyetlerin azaltmasında yardımcı olabilir:


Reflüyü ve mide yanmasını artıran besinler:

  • Çikolata, kuruyemiş,nane

  • Yağlı yiyecekler

  • Kahve, kafeinli ve kolalı içecekler

  • Alkol

  • Kuru fasulye, nohut ve mısır gibi gaz yapıcı yiyecekler

  • Yağda kızarmış yiyecekler

  • Turunçgillerden olan meyveler ve meyve suları

  • Domatesli ürünler

  • Turşu ve turşu suyu

  • Acılı ve ekşi yiyecekler


Reflü Tedavisinde Yaşam Tarzında Yapılabilecek Diğer Değişiklikler:

  • Öğünlerde yenilen miktarların azaltılması, daha küçük öğünlerle daha sık yemek

  • Fazla kilolar azaltılmalı. Kilolu kişilerde karın içindeki basınç fazla olduğundan mide içeriği daha kolay yukarı kaçar

  • Sigara ve alkol içilmemeli

  • Yatarken yatağın başı yüksek olmalı

  • Yemek yedikten veya içtikten sonra 3 saat yatılmamalı, çok gerekiyorsa daha hafif ve yağ içeriği düşük gıdalar alınmalı.

  • Stres ve gerilim azaltılmaya çalışılmalı

  • Yemekten sonra vücudu sıkıca saran giyecekler giyilmemeli, aşırı eğilmemeli, ağır işler yapılmamalı

  • Son dönemlerde yemeklerden sonra 10–15 dk. kadar çiğnenen özellikle içeriğinde bikarbonat bulunan sakızla artan tükrüğün gırtlak veya yemek borusunda kalmış olan asidi nötralize ettiği ve reflü şikayetini azalttığı belirlenmiştir. Sakızlar tercih edilmelidir.
     

 

Reflü ve Mide Yanması Şikâyetleri İçin Ne Gibi İlaçlar Vardır?

Hastalığın başlangıç dönemlerinde, antiasit adı verilen ve şurup ya da ağızda çiğnenen tabletler şeklindeki asit giderici ilaçlar yeterli olabilir. Hastalığın daha ileri dönemlerinde mide asidi salgısını engelleyen proton pampa inhibitörü denilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır. Bu ilaçlarla yapılan tedavi genellikle 2–3 ay sürer ve hatta bazı hastaların daha uzun süre kullanmaları gerekir.

Reflü Tedavisine Ne Kadar Süre Devam Edilmelidir?

Reflü uzun süreli devam eden (kronik), ancak aralıklı olarak tekrar ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu nedenle reflü şikayet ve bulguları ortadan kalktıktan ve tedavi tamamen kesildikten bir süre sonra bir takım sebeplerle (örn. stres, yorgunluk ve diyet,vs) tekrar ortaya çıkabilir. Bu nedenle genel olarak reflü hastaları aralıklı olarak tedaviye ihtiyaç duyarlar. Reflü tedavi süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 3-6 ay sürer.

Reflü Tedavisi 

Farengolarengeal reflü saptanan hastaların tedavisinde öncelikle sosyal önlemler uygulanması gerekmektedir. Sosyal önlemlerle tedavi edilemeyen durumlarda ilaç tedavisi veya cerrahi tedaviler gerekebilir.

Öncelikle reflüyü arttıracak yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Kahve, kolalı karbonatlı içecekler ve konserve meyva suları, kızartmalar, kızarmış et veya tavuk, sakatat, sucuk salam yanında kuru fasulye, nohut, mısır gibi gaz yapıcı gıdalar da reflüyü arttırmaktadır. Çikolata, kuruyemiş, yağda kızartılmış hamur tatlıları, tahin helvası, margarin, kuyruk yağı, acılı baharat, turşu, sirke, sarımsak ve limon tuzu yasaklanmalıdır.

Bir defada aşırı yemek alınmamalı, az mikterda ve düzenli alınmalıdır. Yiyecekler çok soğuk ya da sıcak olmamalı ve iyice çiğnenmelidir.

Yatarken başın yükseltilmesi önerilir. Ayrıca karın içi basıncın arttırılmaması için kilo alınmaması ve beli sıkan giysilerin giyilmemesi faydalıdır. Yemek yendikten sonra 2-3 saat yatılmamasına dikkat edilmeli ve özellikle geceleri yemek yememeye özen gösterilmelidir.

İçki ve sigara kullanılmamalıdır.

 

Gastorözofageal Reflüde İlaç Tedavisi

Gastorözofageal reflüde günde tek doz tedavi tercih edilirken, farengolarengeal reflüde etkin tedavi için günde iki kez kahvaltıdan ve akşam yemeğinden önce aç karına uygulanmalıdır. Gece reflüsünün aşırı olması durumunda gece ilave ilaç önerilebilir.

Ses tellerinde asitin tahrişi ve reflekle oluşan polip nodül gibi hastalıkların tedavilerle geçmesine rağmen, bazı hastalarda ses kısıklığı devam edebilmektedir. Bu hastalara ses terapisi gerekebilir.

 

Gastorözofageal Reflüde Cerrahi Tedavi

İlaçla tedavinin başarısız olduğu durumlarda eğer sebep yemek borusu ile mide arasındaki kapağın gevşemesi ise ameliyat gerekebilir. Çok şiddetli reflüsü olan ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi tedavi önerilebilir. Burada, ameliyatla yemek borusu sfinkteri sıkılaştırılır.

REFLÜ NEDİR, TEDAVİDE NELER YAPILMALIDIR?

Reflü, midede zaten mevcut olan asit sıvısının  normalde gelmemesi gerekirken midede yada yemek borusu girişindeki rahatsızlık nedeniyle  yemek borusuna ve boğaza gelip bu bölgeyi tahriş etmesidir.

Yemek ve yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi tedavinin en önemli kısmıdır.

  • Sık sık ve az miktarda yemek
  • Alkol, asit, kafein ve çok yağlı yiyecek alımını kesmek
  • Kilo ve stresi azaltmak
  • Yatağa yatmadan 3 saat önceden başlamak üzere birşey yememek
  • Yatağınızın başını yükseltmek

Bunlarla birlikte doktorun tavsiye edeceği ilaçlar kullanılmalıdır.

DETAY  İÇİN TIKLAYINIZ

SES KISIKLIĞI NEDİR?

Kirli hava ve sigara, sesin uzun süre, aşırı yüksek tonda veya uygun olmayan bir şekilde kullanılması, reflü dediğimiz asitli mide sıvısının yemek borusundan yukarı çıkarak ses tellerini tahriş etmesi ve gırtlak kanseri ses kısıklığının önemli ve sık rastlanan nedenleridir.
Alerji, tiroid problemleri (guatr), nörolojik problemler, yaşlılık, ses telleri bölgesine travma, kadınlarda âdet dönemleri ve hamilelikte ses değişikliklerine ve kısılmalarına sebep olabilir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

SES KISIKLIĞINI KİM TEDAVİ EDEBİLİR?

Daha çok soğuk algınlığı ve nezle gibi hastalıklarla birlikte yeni oluşmuş ses kısıklığı, aile doktoru, çocuk doktoru veya dahiliye uzmanı tarafından değerlendirilebilir. Ancak ses kısıklığı, belli bir neden olmadan iki haftadan uzun sürerse,tükrükle kan geliyorsa yutma güçlüğü varsa boyunda şişlik varsa kulak burun boğaz ve baş - boyun hastalıkları uzmanınca değerlendirilmelidir.Muayenede endoskop ve kamera sistemleri yanında stroboskopi denilen ses teli hareketlerini yavaşlatarak gösterebilen sistemler kullanılır. Gereken durumlarda ses terapisi ve konuşma uzmanlarından görüş alınır.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

SES KISIKLIĞINI ÖNLEMEK İÇİN NE YAPILMALIDIR?

  • Sigara içilmemeli, sigara dumanı bulunan yerlerden uzak durulmalı
  • Alkol, kafein gibi vücuda su kaybettiren şeylerden kaçınılmalı
  • Bol su veya sulu şeyler, kafein içermeyen içecekler içilmeli
  • Evde ve işte hava nemlendirilmeli
  • Diyetinize dikkat edilmeli, acılı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalı
  • Ses uzun süreli ve zorlayarak kullanılmamalı
  • Ses kısık olduğunda aşırı konuşmaktan ve şarkı söylemekten kaçınılmalı (Bu, burkulmuş bir bileğe rağmen yürümek gibidir)

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

SİGARANIN ZARARLARI NELERDİR?

Sigara, başta solunum sistemi ve kalp-dolaşım sistemi olmak üzere vücudunuzdaki tüm sistemler üzerine etkilidir.
Tüm kanserlerin % 30 unun, akciğer kanserinin ise % 90 ının nedeni sigaradır. Günde 1 paket sigara içen birinde akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyen birine oranla 20 kat fazladır.
Solunum sistemi hastalıklarından kronik bronşit ve amfizemin em önemli nedeni sigaradır. Sigara akciğerin doğal savunma sistemini de bozduğu için zatürree, bronşit vb. gibi enfeksiyon hastalıkları riskini arttırmaktadır.

İçtiğiniz her sigara sizi ölüme bir adım daha yaklaştırmaktadır!
Sigara içenlerin yaklaşık % 25 i sigara nedeniyle yaşamlarının erken bir döneminde ölmektedirler.
Kronik bronşitten ölüm oranı hiç sigara içmeyenlerde 100 000' de 3 iken, günde 1 paketten fazla sigara içenlerde 100 000' de 114' e çıkmaktadır.
Yapılan bir araştırmaya göre tüm dünyada 1950 - 1975 yılları arasında 10 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmüştür.
Son yıllarda sigara kullanımının yaygınlaşması sonucunda önümüzdeki 5 yılda 10 milyon kişinin sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmesi beklenmektedir.

Yaşam kalitenizi bozmak ister misiniz?
Sigara içenlerde koroner kalp hastalıkları ve hipertansiyon daha sık görülür. Sigara içmekle kalp krizi riskiniz 3 kat artmaktadır.
Sigara içenlerde seks hormonlarının azaldığı ve buna bağlı olarak kısırlık ve iktidarsızlığın arttığı saptanmıştır.
Gebelerde sigara içilmesi ise düşük riskinin artmasına, erken doğuma, doğum tartısının azalmasına yol açar.
Sigara yalnız içene değil pasif içici olarak çevresindekilere özellikle de çocuklara zarar vermektedir.

DETAY İÇİN TIKLAYINIZ

TİROİD AMELİYATI NEDİR?

Tiroid cerrahisi, tiroid bezinin kısmen veya tamamen çıkartılmasıdır Bazen, özellikle tümör şüphesi olan hastalarda ameliyat sırasında, hızlı bir patolojik inceleme yapılarak ameliyatın şekline, bezin tümüyle çıkarılıp çıkarılmamasına karar verilebilir. Bu durumlar operasyon öncesi hasta ile tartışılmalı ve bilgi verilmelidir.

Operasyon sonrası boyunda bir dren (küçük bir plastik tüp) olabilir. Bu tüp operasyon yerinde kanlı sıvı birikimini önlemek içindir. 1-2 gün içinde sıvı azaldığı zaman çıkartılır. Çoğu hasta bir günde taburcu edilir.

Tiroid operasyonlarından sonra kanama, kısık ses, yutkunmada zorluk, boyun derisinin hissizliği ve düşük kan kalsiyumu gibi yan etkiler olabilir. Bunlar birkaç hafta içinde kaybolur.

Tiroid bezinin tümüyle alındığı hastalarda operasyon sonrası ağızdan hap olarak alınan tiroid hormonları içeren ilaç verilir. Tiroid hormonları böylelikle yerine konulur. Paratiroid bezlerinin etkilenmesine bağlı olarak kanlarında kalsiyumu düşük hastalara kalsiyum verilir.

TİROİD BEZİ NE ZAMAN NORMAL DEĞİLDİR?

Tiroid bezi hastalıkları çok yaygındır. En sık görüleni bezin normalden az veya fazla hormon üretmesidir. Tiroid bezi, yeterli hormon üretemediğinde çok çalışmak zorunda kalarak veya çok hormon ürettiğinde de çok çalıştığı için büyüyebilir. Büyümüş tiroid bezine "guatr" denilir. Hastalarda yumru veya kitleler olabilir. Bu kitleler iyi veya kötü huylu, yavaş veya ani gelişen türde olabilirler. Bütün bu rahatsızlıklar için hekime danışılmalıdır.

Ülkemizde özellikle "Karadeniz" bölgesinde guatr hastalığına sık rastlanmaktadır. Tiroid bezinin ailesel olarak normalden yavaş çalışması, iyotun az kullanılmaması ve bu tür tiroid bezini etkileyen "kara lahana" gibi gıdaların özellikle bu bölgemizde bulunmasındandır.

TİROİD BEZİ NEDİR?

Tiroid, vücuttaki metabolizmayı düzenleyen iç salgı bezlerinden bir tanesidir. Bu bezden tiroid hormonları salgılanarak kana geçer. Tiroid bezi boyun ön bölgesinde, gırtlağın üzerinde bulunur. Birbirine ortadan bağlı iki adet dokudan ibarettir. Normal büyüklükteki bir tiroid bezinin elle hissedilmesi ve gözle farkedilmesi zordur.

TİROİD HASTALIKLARINA NASIL TEŞHİS KONUR?

Tiroiddeki kitle teşhisi için ayrıntılı bir hikaye alınır. Baş ve boyun bölgesi muayene edilir. Yutkunma hareketiniz tiroid kitlesinin diğer kitlelerden ayırt edilmesini kolaylaştıran bir yöntemdir.

Diğer yapılabilecek testler:

  • İnce iğne aspirasyon biyopsisi ( kitleden iğne ile sıvı alınıp mikroskop altında incelenir. Bu yöntem güvenli ve ağrısızdır.)
  • Tiroid sintigrafisi
  • Ultrason ile inceleme
  • Bilgisayarlı tomografik inceleme
  • Kanda hormon testleri

TİROİD NODÜLÜNÜN TEDAVİSİ NASIL OLUR?

Tiroid nodüllerinin çoğu iyi huyludur. Genelde ilaçla baskılama yöntemi uygulanır. Bu tedavinin amacı ilaçla nodülünüzün zamanla küçülüp küçülmeyeceğini görmektir. Genellikle 3-6 ay arasında bir iyileşme görülür. İlaçla tedaviye rağmen nodül büyümeye devam ediyorsa operasyon önerilebilir.

YAŞLILIĞA BAĞLI İŞİTME KAYBININ BELİRTİLERİ VE TEDAVİ YÖNTEMİ NELERDİR?

Yaşlılığa bağlı olarak değişik yaşlarda ortaya çıkan işitme bozukluklarına "Presbiakuzi" denilmektedir.

Bu tür işitme bozuklukları iç kulaktan kaynaklanmaktadır.Kalın tondaki seslerden daha çok ince tonlardaki seslerde kayıp görülmekte ve bu nedenle işitme azlığı yanında konuşmanın anlaşılmasında güçlük oluşmaktadır..

Presbiakuzi bir hastalık olarak değil, yaşa bağlı fizyolojik bir değişiklik olarak kabul edilmelidir.

Bu tür işitme kayıplarında tedavi uygun işitme cihazıdır. Hangi cihazın uygun olduğu odyoloji teknisyeni ve uzman odyologlar tarafından, işitme kaybının tipi ve derecesine ve kişinin gereksinimlerine göre belirlenir.
Bilinçsiz olarak uygulanmış bir işitme cihazı ya yetersiz gelecek veya işitmeye zarar verecektir.

YUTMA BOZUKLUĞU NEDİR?

Yutma işleminin herhangi bir safhasındaki bozukluk, buna yol açabilir. "Bozuk dişler, kötü diş protezleri, soğuk algınlığı"ndan dolayı oluşabilir. Yutma güçlüğünün en sık sebeplerinden biri, gıdaların, mideden yemek borusuna geri kaçmalarıdır (gastroözofajeal reflü). Bu durumda, asitli mide muhtevası yemek borusundan farenkse (boğaz gerisi) gelir ve yanma hissi yaratır. Diğer sebepler: Felç, ilerleyici sinir sistemi bozuklukları, trakeostomi tüpünün varlığı, felçli veya hareketsiz ses teli, ağız, boğaz veya yemek borusu tümörü, baş, boyun ve yemek borusu bölgesi operasyonlarıdır.

Yutma bozukluklarının belirtileri

  • Tükürüğü, katı ve sıvı gıdaları yutarken boğaz veya göğüste takıntı hissi ,bazen ağrı
  • Boğaz ve göğüste yanma, acıma (özellikle reflü varlığında)
  • Sıvı ve katı gıdaların nefes borusuna kaçması, öksürük ve boğulma hissi
  • Boğazda yabancı cisim veya kitle hissi
  • Salya akması
  • Uzun süreli ağır yutma güçlüğünde yetersiz beslenme ve kilo kaybı

Yutma Bozukluklarını Kim Değerlendirir ve Tedavi Eder?

Yutma bozukluklarında kulak, burun, boğaz, baş ve boyun cerrahisi uzmanları yanında, ihtiyaca göre konuşma ve dil uzmanları, gastroenteroloji uzmanları, göğüs cerrahları, nöroloji uzmanları, diyetisyenler ve diş hekimleri muayene etmelidir. Genellikle bu şekilde grup çalışması daha başarılı sonuç verir.